+4 oy
Felsefe
düzenledi
Batı kaynağını dünyevi hayata bağlılığı ile ön plana

çıkan Antik Yunan kültüründen almıştır. Bu nedenle

maddi akılcı bir bakışı benimser. Hayatın merkezinde

insan vardır ve tüm varlıklar maddi akıl ile çözümlenir,

maddi akla göre değerli ya da değersiz bulunurlar. Mi-

tolojilerinde tanrılar yarı insan şeklindedirler, tanrıların

aşağıya çekilerek insanileştirilmesi maddi akla verilen

aşırı değerin sonucudur.

Doğu’daki, insanın fert olarak erdemli oluşu yerine

Batı’da toplumun güçlü oluşu önemlidir. Batı kültürü

ruh egemenliğinden ziyade beden egemenliği altında-

dır. Bu nedenle dış görünüme büyük değer verilir. Er-

dem sahibi kişilik yerine güçlü kişilik anlamlı bulunur.

İnsanın kendi aklını bu kadar çok beğeniyor olması

elbette beraberinde kibirli bir duruşu da getirmektedir.

Kibrin gölgesinde şekillenen Batı ahlakı çıkarcı, men-

faatperest bir yapıya sahiptir. Batı, teknolojisi gelişme-

miş toplulukları silahlandırma yoluyla çatıştırmayı ve

yıllarca fakir halkları sömürmeyi akılcı bir iş olarak

görmüştür.

Batı kültürü tüketim kültürüdür. Mutluluk maddiyat-

ta, para ve şöhrettedir. Tanrılar bile maddidir, yarı in-

sandır. Batı orijine maddi insanı yerleştirdiği için insan

bedenine ait güzelliği sergilemeyi sanatın bir parçası

olarak görmüştür. Dolayısıyla Batı kültüründe çıplaklık

bir sanat durumudur. Batı kültürü aşırılığa kaçınca in-

sani erdemlerden yoksunluk ve orman kanunları nokta-

sına varır.

Batı’nın akılcı yaklaşımı, aklı sadece efendilere has

saymıştır. Kölelerin aklı yoktur dolaysısıyla hakları da

yoktur. Hatta bir bilge olan Platon’un devletinde bile

Brahmanların kast sistemine benzer bir kast düşüncesi

görürüz. Platonun hayali devlet sisteminde yöneticiler,

askerler ve çalışanlardan oluşan sınıflar kalıcıdır. Köle-

lerin vazifesi efendilerinin emirlerine koşmaktır ve kö-

leler haksızlığa katlanmak zorundadırlar. Platon’un

değişime karşı dirençli oluşu, bireyselliği reddedişi,

Aristo’nun köylüleri, köleleri ve kadınları özgürlük

kavramının dışında bırakması gibi değerlendirmeler

açıkça maddi aklın insan hakkı ihlalleridirler. Aristo’ya

göre insanlar hür ya da köle olarak doğarlar, köleler

kendilerini yönetemezler ve tamamen sahiplerine aittir-

ler. Antik Yunan ve Roma düşünürlerinden Epiktetos

gibi birkaç kişiyi saymazsak neredeyse hiç kimse köle-

liğe karşı çıkmamıştır. Kölelere okuma hakkı verilme-

miş, köleler birer evcil hayvan gibi görülmüşlerdir.

Daha ötesi köleler gladyatör arenalarına sürüklenmiş ve

birbirlerine acımalarına bile müsaade edilmemiştir.

Efendisi köleye istediği zararı vermede özgür bırakıl-

mıştır. Antik çağın kent yükü kölelerin omuzlarına yük-

lenmiştir. Yabancıların, kölelerin ve kadınların yöneti-

me katılmasına izin verilmemiş, bunların dışındaki va-

tandaşlar ancak eşit sayılmıştır. Aynı şekilde Klasik

Roma’da da her şey kölelere yaptırılmıştır. Birçok ko-

nuda ihtilaf halinde olan eski Batı filozoflarının çalış-

manın kölelere özgü aşağılık bir iş olduğu konusunda

ittifak etmeleri de düşündürücüdür. Antik dönemin bir

yansımasını da Atlantik köle ticaretinde görürüz. İnsan-

lar zorla köleleştirilip gemilere istiflenmişler, çırılçıplak

yolculuk yapmak zorunda bırakılmışlar, yol boyunca

kırbaçlanmışlar, isyan edenler gemi direğine bağlanıp

el ve kolları ibret için budanmış, kadınlara tecavüz

edilmiş,

hastalananlar

kırbaçlanıp

köpekbalıklarına

atılmışlar ve hatta bebekler kırbaçla cezalandırılarak

ölene kadar dövülmüşlerdir. Aynı şekilde Kızılderilile-

rin kundaktaki bebekleri ellerinden alınarak en uzağa

bebek fırlatma yarışmaları yapılmıştır. Tüm bu zulüm-

ler Batı’nın maddi akılcı yaklaşımı ile gayet doğal hatta

gerekli birer eylem olarak görülmüş, büyük bir rahatlık

içinde yapılmıştır.

Beden köleliğinin 1800’lü yılların sonuna doğru

kaldırılması ise ekonomik sebeplerden ve makineleş-

menin etkisi ile olmuştur. Makine acıkmaz, hastalan-

maz, yorulmaz, daha çok iş üretirdi. Dolayısıyla köle-

lerden daha az masraflı bir işçi olduğundan beden köle-

lerinin yerini alması uygun bulundu. Devamında dü-

şünce köleliği oluşturularak, insanlar belli düşüncelerin

etrafında toplatılarak topluca sömürülmeye başlandı.

Batı beden köleliğini kölelik kurumu işine yaramayacak

hale gelene kadar canla savunmuş ve yasalarla destek

çıkmıştır. Köleliği kaldırmaları ile övünen Batılılar,

köleliği ahlaki sebeplerden değil iktisadi sebeplerden

kaldırmak zorunda kalmışlardır.

Tarihin akışına baktığımızda dünyaya Batı kadar

vahşi bir toplumun gelmediğine tanık oluruz. Günü-

müzde Batı’yı yüksek medeniyet olarak bilip Batılılaş-

ma hareketleri içine giren birçok toplum, muhtemelen

Batı’nın sonuna kadar sömürdüğü insanlara bir de mis-

yoner göndererek erdem öğretmeye çalışmasını ya

görmüyor ya da bu gerçekliğe gözünü kapatıyordur.

Batı rasyonalizmi her ne olursa olsun kazanmalıyım

anlamında ele almış ve bir çıkar aracı olarak sistemleş-

tirmiştir. Batı akılcılığı erdemden ve ahlaktan yoksun

çıkarcı akla hitap eder. Avrupai ilerleyiş talan etme

şeklinde meydana gelir. Bilimsel alanda bile Asyalı ve

İslam bilginlerinin çalışmaları talan edilmiş ve kendi

mülkiyetlerine geçirilmiştir. (+)

1 cevap

0 oy

düzenledi
(+)

Zaten Batı düşünce dünya-

sının kapısı dışarıya tamamen kapalıdır. Batılı olmayan

bilginlerin düşünceleri Batı’ya ancak Batılı birine mal

edilerek geçebilir. Bu durum sömürü ahlakının düşünce

dünyasına yansımasıdır. Buna karşın Batı’nın Asya ve

Afrika gibi toplumlara sunduğu her şeyde onların so-

runlarından ziyade Batı’nın çıkarları ön plandadır. Yani

Batı başkasının dertlerini çözmeye çalışmak bir yana,

onlara hastalıklar bulaştırma çabası içindedir. İnsanlara

hastalıklar bulaştırıp onları acılar içinde tüketmek, kö-

leleştirip sömürmek, ekmeklerini ellerinden alıp açlığa

terk etmek, birbirlerine düşürüp silahlarını onlar üze-

rinde denemek ve sonrasında misyoner gönderip insan-

lık öğretmeye kalkmak… (Bu noktada İsa’nın (a.s) öğ-

retisi ve İncil’in Batılı değil tevhit dünyasına ait oldu-

ğunu hatırlatalım) Batı insan derken kendini kasteder,

medeniyet derken kendi medeniyetini kasteder. Kültür,

sanat, düşünce, akıl, inanç ve daha birçok alandan söz

ederken piramidin en tepesinde hep kendisini bir güneş

gibi görür. Aslında Batı tek bir noktada en üsttedir, o da

silah teknolojisidir. Bu silah teknolojisi sayesinde ken-

dinin olmayan tüm düşünce, gelenek, akıl, kültür ve

medeniyetleri çarmıha germiştir. Hayır ve şer ilminden

habersizlik Batı’nın her iki değeri birbirine karıştırma-

sına yol açmıştır. Örneğin Batı’ya göre gelişmemiş top-

lumlara saldırmak, onları toplayıp hapishanelerde iş-

kence yapmak, tecavüz etmek bu toplumlar için birer

hayırdır. Çünkü Batılı anlayışa göre ancak çatışma ile

rasyonelleşme ve buna bağlı olarak gelişme sağlanabi-

lir. Aynı şekilde bir toplumdaki zenginlerin o toplum-

daki fakirlere zulmetmesi de Batı düşüncesince hayır

olarak görülür. Peki, o halde şer nedir? Batı’ya göre şer

Batı’ya karşı çıkan her şeydir.

Batı oryantalizm ile birlikte antropolojiyi kullanarak

dünyayı daha iyi sömürmenin yollarını aramıştır. Ant-

ropoloji insanı biyolojik, kültürel, psikolojik, sosyolojik

vs. bir bütün olarak kendi çeşitliliği içinde anlamaya ve

değişikliklere nasıl uyarlandığını bilmeye çalışır. Araş-

tırmacı bunu yaparken bazen uzun yıllar bir topluluğun

içinde onlardan biriymiş gibi yaşar. Antropolojiyi kul-

lanan Batı hangi insanı nasıl sömürmesi gerektiğini

bilmeyi amaçlamıştır. Bu çalışmalar neticesinde her

toplumu, o toplumun kültürünü, toplumsal yapısını,

inancını ve psikolojisini kullanarak sömürmüştür. Ame-

rika kıtasını keşfettiğinde ise buradaki yerlileri insanlar-

la eşdeğerde görmekte zorlanmış hatta yerlileri may-

munlar kadar insanlıktan uzak bir tür olarak değerlen-

dirmiştir. (+)
(+)

Erdemli bir varlık olan yaratıcının iyi bir ruhu

siyah bir bedene sokamayacağı sonucuna ulaşan Ba-

tı’nın bilimcileri, siyahileri kötü ruh sahibi olmakla

suçlamışlar, daha sonra evrim teorisinin etkisiyle olu-

şan üstün ırk düşüncesi ile nice insanlık suçlarının iş-

lenmesine önayaklık etmişlerdir. Bu çıkarcı akıl insan-

ları kimi zaman kafatası yapısına göre, kimi zaman ten

renklerine göre değişik sınıflara ayırarak değerlendir-

meye tabi tutmuş ve bazı kesimlerin ölmesi gerektiğine

karar vermiştir. Batı bilgelerinin vahşi rasyonalizmine

karşın “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başka-

sına yapma” öğüdünün İsa (a.s), Muhammed (a.s) gibi

tevhit öğretmenlerinde ve Konfüçyüs, Buda gibi Doğu

bilgelerinde yer alması Batı’nın durduğu noktayı daha

net göstermektedir.

Batı kendi tarihini, kültürünü ve tarihsel dönemle-

rindeki geçiş aşamalarını, bilimsel keşifleri sanki dünya

tarihiymiş gibi diğer toplumlara dikte etmiştir. Bu sa-

yede Batı merkezli tarih, edebiyat, felsefe, bilim diğer

toplumların kendilerine yabancılaşmalarına sebep olmuştur. Açıktır ki, kendine yabancılaşan toplum sömü-

rüye açık bir hedef haline gelir. Bugün de aynı şekilde

Batı insan hakları savunuculuğuna soyunmuş bir cellât-

tır. Cellât merhameti ve maharetiyle işini görmektedir.

Sömürmekte ve yok etmektedir, tabii yine bilim, mede-

niyet, hümanizm, barış ve insanlık adına. Batı’da güç

yer değiştirse bile sonucu hep vahşet olmuştur. Antik

Yunan kent devletlerinde de vahşet vardı, endüstri ön-

cesi aristokrat idaresinde de vahşet vardı, endüstri son-

rası burjuva idaresinde de. Görünürde medeni olan Ba-

tı, görünürün arkasında saldırgan kişiliği temsil eder.

İnsanlarda fiziksel çekiciliğin ahlakı da kapladığına dair

bir kalıp yargı vardır. Avrupa medeniyeti sadece fizik-

sel çekiciliğe sahiptir. Dış çekiciliği bizi içinin de çeki-

ci olduğu kalıp yargısı ile aldatmaktadır. Batılılaşmayı

ısrarla direten ve kendi toplumlarının aydın gurubunda

yer alan insanlar kendi teknolojik geri kalmışlıklarının

aşağılık duygusunu yaşarlar. Fakirin kendi gerçekliği

içinde durumunu düzeltmeye çalışması yerine zengine

özenmesi gibi, teknolojik anlamda ikinci sınıf toplum-

ların aydınları da Batı’ya özenerek aşağılık duygusun-

dan kurtulmaya çalışırlar.

Dikkat edilirse hem Doğu’da, hem Batı’da yüce de-

ğerler arasına sınıf sistemi, kast sistemi, zümreler sis-

temi sokularak ve bireysel iradeler yasaklanarak halk

özgürlükten uzak tutulmuştur. Ancak Doğu’nun bilge-

leri genel anlamda ezilenlerin yanında yer almayı tercih

ederken ya da en azından sömürüye karşı çıkma yanlı-

sıyken, Batılı bilgelerin düşünceleri egemenlerden ya-

nadır. Bazen internette araştırma yaparken, belki bir

kütüphanede kitapları karıştırırken ya da bir takvim

yaprağını okurken Batı dünyası yöneticilerine, zengin-

lerine veya modern dönem bilim adamlarına ait mek-

tuplar, konferans metinleri, güya hikmetli nasihatler

içeren öğütlerle karşılaşırız. Oysa Batı dünyasının sevgi

ve barış yanlısı söylemlerini ne kadar ciddiye almamız

gerektiği konusunda Amerika kıtasındaki yerlilere ve

Afrika kıtasında kendi halinde yaşayan kabilelere neler

yaptıklarını düşünerek cevap aramalıyız. Aklı başında

yani eşekleştirilmemiş olan bir insan Batı dünyasından

sevgi, merhamet, barış gibi hiçbir insani değerin dışarı-

ya akmayacağını bilir. Batı demek vahşet demektir. İşin

özü şudur ki, Doğu’nun bilgelik hikâyeleri ile Batı’nın

bilgelik hikâyelerini karşılaştırdığımızda, Doğu bilgele-

rinin sevgi, yakınlık, dostluk, hayırseverlik, hikmet gibi

kavramları işlediklerini, Batı bilgelerinin ise para, güç

ve maddi kazanç ile alakadar olduklarını görürüz. Ne

yazık ki Batı’dan dünyaya yayılan zehirli düşünce gaz-

ları Batı dışındaki dünyayı deliye döndürmüş, düşüne-

mez, akıl edemez birer öküze çevirmiştir. Batı ise bir

sürü çobanı rolünde, kâh öküzlerini birbirinin üzerine

salıp dövüştürmekte, kâh sabana sürmekte, kâh ızgara

yapmaktadır.
(M.M ADIGÜZEL - Beden köleliğinden akıl köleliğine insan kitabı sf. 34-40)

Bunlara da göz atabilirsin

+5 oy
60 gösterim
+3 oy
84 gösterim
+3 oy
46 gösterim
+1 oy
67 gösterim
+1 oy
33 gösterim
...