Bir zamanlar bundan taa 10 sene önceydi, ortaokul zamanlarımda her şey normal akışında giderken bir gün saçlarımı topladığım bir okul sabahı bir arkadaşım "Dişin mi şişti Zeynep?" demişti bana. Ben de nedenini anlamadan "Yoo!" diye yanıt vermiştim kendisine.
Bu ve bunun gibi bir kaç hadise daha peşpeşe gelince saçlarımı toplama adetim o zamandan itibaren sona erdi. İlk kez o zaman anlamıştım kendimde bir gariplik olduğunu...
Aynaya bakmaya başladım, yüzüme dokunmaya falan...
Altın orandan çok habersizim tabi haliyle.
Sanırım tek bildiğim saç ve nasıl bağlandığı gibi ufak bilgiler. Sonra yavaş yavaş söylenenleri de dikkate alarak yüzüme dokunduğumda farkettim ki çenemin sol tarafı sağ tarafa kıyasla daha şiş idi. Tam o sıralar bir de fark ettikten sonra sanki günden güne daha da büyüyor gibiydi gözümde.
Durumdan emin oluğumda ilk işim annem ve babama söylemek oldu :)
Herkesten çok babam takılmıştı söylediklerime ve sonra bir koşturmaca başladı. Çapa Hastanesinde röntgen tomografi gibi bir takım ritüelleri yerine getirdim, ilk defa hastane ve doktorlarla bu kadar çok içli dışlı olmuştum.
Ameliyat kararı alınıyordu, bir gün öncesinde görmek istediklerini söylediler, gittim, bir odaya aldılar. Hiç unutmam karşımda 15 kişilik beyaz önlüklü orta yaşlarda olan bir doktor topluluğu karşımda oturuyorlardı. Sonra beni de odaya alarak karşılarında bir sandalyeye oturttular. Kendi doktorum beni anlatırken şöyle ona doğru bir bakayım derken bir de ne göreyim! Projeksiyonla yansıtılmış dev fotoğrafımla gözgöze geldim. Benim için büyük bir utanç oldu o gün.
Ertesi gün sabah erkenden ameliyata girdim.
Küçüğüm...
Sene 2010...
Gözlerim kan çanağı olmuştu ağlamaktan...
Dr. Ufuk EMEKLİ gelip teselli etti, kendisinin de benim yaşlarımda bir kızı olduğunu söylemişti. Tam teskin olmuştum ya da olmuş gibiydim ki bir kaç dakika sonra tekerlekli sandalye ile olacağım ameliyatın odasına giderken bulunduğum durumdan dolayı bir kaç hekim tarafından dalga geçilmek, birkaç gözyaşı daha ekletmişti gözlerime, maalesef...
Daha önce hiç bayılmamıştım. Hep merak ediyordum o zamanlar...
Bu ve bunun gibi bir kaç hadise daha peşpeşe gelince saçlarımı toplama adetim o zamandan itibaren sona erdi. İlk kez o zaman anlamıştım kendimde bir gariplik olduğunu...
Aynaya bakmaya başladım, yüzüme dokunmaya falan...
Altın orandan çok habersizim tabi haliyle.
Sanırım tek bildiğim saç ve nasıl bağlandığı gibi ufak bilgiler. Sonra yavaş yavaş söylenenleri de dikkate alarak yüzüme dokunduğumda farkettim ki çenemin sol tarafı sağ tarafa kıyasla daha şiş idi. Tam o sıralar bir de fark ettikten sonra sanki günden güne daha da büyüyor gibiydi gözümde.
Durumdan emin oluğumda ilk işim annem ve babama söylemek oldu :)
Herkesten çok babam takılmıştı söylediklerime ve sonra bir koşturmaca başladı. Çapa Hastanesinde röntgen tomografi gibi bir takım ritüelleri yerine getirdim, ilk defa hastane ve doktorlarla bu kadar çok içli dışlı olmuştum.
Ameliyat kararı alınıyordu, bir gün öncesinde görmek istediklerini söylediler, gittim, bir odaya aldılar. Hiç unutmam karşımda 15 kişilik beyaz önlüklü orta yaşlarda olan bir doktor topluluğu karşımda oturuyorlardı. Sonra beni de odaya alarak karşılarında bir sandalyeye oturttular. Kendi doktorum beni anlatırken şöyle ona doğru bir bakayım derken bir de ne göreyim! Projeksiyonla yansıtılmış dev fotoğrafımla gözgöze geldim. Benim için büyük bir utanç oldu o gün.
Ertesi gün sabah erkenden ameliyata girdim.
Küçüğüm...
Sene 2010...
Gözlerim kan çanağı olmuştu ağlamaktan...
Dr. Ufuk EMEKLİ gelip teselli etti, kendisinin de benim yaşlarımda bir kızı olduğunu söylemişti. Tam teskin olmuştum ya da olmuş gibiydim ki bir kaç dakika sonra tekerlekli sandalye ile olacağım ameliyatın odasına giderken bulunduğum durumdan dolayı bir kaç hekim tarafından dalga geçilmek, birkaç gözyaşı daha ekletmişti gözlerime, maalesef...
Daha önce hiç bayılmamıştım. Hep merak ediyordum o zamanlar...
Narkozu tecrübe ettikten sonra soran arkadaşlarıma "Uykuya dalmak gibiymiş." diye tasvir etmeye başlayacaktım sonrasında. En zoru da uyanmaktı sanırım. Yüzümü yapışkanlı beyaz bir sargı bezi ile tümüyle sarmışlardı. Aynaya baktığımda kendime inanamadım, "Zombi gibi olmuşum anne!" demiştim, tabi gülerek.
Ameliyattan bir kaç gün sonra kontrol için gittiğimde hemen ikincisini yapalıma geldi iş, onlarda farkındaydı sanırım hiç bir sey yapılmamış gibiydi çünkü. Ya da gerçekten yapılmadı mı? Bilmiyorum.
Aradan 5 sene geçti. Eee haliyle büyüyorsun artık. Tek bildiğin saç bağlamak değil. Kaç yere gittiğimizi bilmiyorum. Görenlerde bir şaşkınlık ve geri çekilme... Hatta düzelmez diyen bile olmuştu. En son bir yönlendirme sonrası olmamız gereken yeri bulduk, Medipol Üniversite Hastanesi... Beş yıl önce başvurup ameliyat olduğum hastaneden kötü şeyler tecrübe etmiş olsam da kendimi mecbur hissediyordum sanki.
Gözlerimi Prof. Dr. Sıla Mermut Gökçe'de açtım. Nasıl kendinden emin bir kadın hekim...
Kadın hekimlere olan kötü ve güvensiz olma algımı yıkmıştı o zaman. Asistanına "Abdullahı bağla!" deyip "Abdullahcım, şöyle bir hasta var, şusu var, busu var derken en son var da var anlayacağın demişti. :)
Kendime acıdığım bir andı ve "Ne vardı ki bende sanki." diyordum kendi kendime. :)
Doç. Dr. Abdullah ÖZEL ve Prof. Dr. Sina UÇKAN'ın ameliyatlarına ilk gireceğim zaman kendilerine "Yüzümün hepsini sarmayın!" ya da "Lütfen kimse benimle dalga geçmeye kalkmasın!" diyecektim ama ağzımdan çıkmadı o cümleler... Söyleseydim ağlardım herhalde.
Neyse ki öyle bir şey olmadı da zaten.
Şu an sene 2020...
Ben sanırım olabileceğim en iyi halimdeyim...
Kendilerine her zaman saygım, sevgim ve minnetim sonsuz olacaktır.
Şimdi nerde onların alanlarına giren bir hasta görsem gözüm kapalı onlara yönlendiriyorum.
Ama insan bazen düşünmeden edemiyor; insana insan gibi davranmayan devlet hastaneleri ve doktorları var. (Tabi ki bunlar istisna.)
Medipol Hastanesi de devlet hastanesi olsaydı yine böyle iyi muamele gösterecekmiydi bana? Bilemiyorum ama yine aynı şekilde karşılanacağımı düşünüyorum.
Ameliyattan bir kaç gün sonra kontrol için gittiğimde hemen ikincisini yapalıma geldi iş, onlarda farkındaydı sanırım hiç bir sey yapılmamış gibiydi çünkü. Ya da gerçekten yapılmadı mı? Bilmiyorum.
Aradan 5 sene geçti. Eee haliyle büyüyorsun artık. Tek bildiğin saç bağlamak değil. Kaç yere gittiğimizi bilmiyorum. Görenlerde bir şaşkınlık ve geri çekilme... Hatta düzelmez diyen bile olmuştu. En son bir yönlendirme sonrası olmamız gereken yeri bulduk, Medipol Üniversite Hastanesi... Beş yıl önce başvurup ameliyat olduğum hastaneden kötü şeyler tecrübe etmiş olsam da kendimi mecbur hissediyordum sanki.
Gözlerimi Prof. Dr. Sıla Mermut Gökçe'de açtım. Nasıl kendinden emin bir kadın hekim...
Kadın hekimlere olan kötü ve güvensiz olma algımı yıkmıştı o zaman. Asistanına "Abdullahı bağla!" deyip "Abdullahcım, şöyle bir hasta var, şusu var, busu var derken en son var da var anlayacağın demişti. :)
Kendime acıdığım bir andı ve "Ne vardı ki bende sanki." diyordum kendi kendime. :)
Doç. Dr. Abdullah ÖZEL ve Prof. Dr. Sina UÇKAN'ın ameliyatlarına ilk gireceğim zaman kendilerine "Yüzümün hepsini sarmayın!" ya da "Lütfen kimse benimle dalga geçmeye kalkmasın!" diyecektim ama ağzımdan çıkmadı o cümleler... Söyleseydim ağlardım herhalde.
Neyse ki öyle bir şey olmadı da zaten.
Şu an sene 2020...
Ben sanırım olabileceğim en iyi halimdeyim...
Kendilerine her zaman saygım, sevgim ve minnetim sonsuz olacaktır.
Şimdi nerde onların alanlarına giren bir hasta görsem gözüm kapalı onlara yönlendiriyorum.
Ama insan bazen düşünmeden edemiyor; insana insan gibi davranmayan devlet hastaneleri ve doktorları var. (Tabi ki bunlar istisna.)
Medipol Hastanesi de devlet hastanesi olsaydı yine böyle iyi muamele gösterecekmiydi bana? Bilemiyorum ama yine aynı şekilde karşılanacağımı düşünüyorum.
)Önce babama, sonra sizlere teşekkür ederim :) Gördüğüm en başarılı Türk Hekim Kadrosu olarak kalacaksınız gönlümde...
Sevgilerle Zeynep Yücel...
Sevgilerle Zeynep Yücel...